© Tüm hakları saklıdır. www.kardelenokullari.com

Kurucu Mesajı

İDEAL EĞİTİM MODELİ NASIL OLMALI ?

        İdeal bir eğitim, zamanının gereklerini yerine getiren eğitimdir. Yirmi birinci asra girerken,

bir önceki asırda egemen olan birçok sosyal değer önemini yitirmiş, onların yerini yeni değerler

almıştır. Bu değerlerin ne olduklarını belirtmeden önce, eğitimde temel olan fen ve sosyal

bilimlerin ne şekilde verilmesi gerektiği üzerinde duralım: Eğitim sisteminin çeşitli seviyelerinde

fen eğitiminin en etkin biçimde nasıl verilebildiği başlı başına büyük bir sorundur.

     Fen bilimleri genelde, doğayı anlamak ve sayısal olarak ölçmek olduğundan, bu tür bir

eğitimde, kültür farkları fazla bir önem arz etmez. Yani Amerika’da veya Uzak Doğudaki bir ülkede,

fen bilgisinin en verimli şekilde aktarıldığı bir metot, analitik bir kavrayışla formülleri anlamayıp

ezberleyerek hafızada tutan öğrenci, konuyu anlamamıştır. Aynı formülü başka bir problemde

kullanmakta zorluk çeker.

     Hâlbuki her formülün gerisindeki gizemli gibi görünen orantılar, açıklığa kavuşturulup

öğrenciye takdim edilirse, öğrenci, konuyu temelinden öğrenir, bildiğini de defalarca tekrarlamaya

gerek duymaz. Hem bu şekilde verilen analitik öğretme metodu, öğrencinin zihnen gelişmesini sağlayacaktır.

        Eğitim sorununun diğer ayağı olan beşeri bilimlerin öğretimine gelince, asıl burada söylenecek sözlerim var. Edebiyat, sosyoloji, tarih ve felsefe gibi disiplinler, öğrencinin dünya görüşünü oluşturan öğelerdir. Birçok etik ve sosyal değer bu bilimler yoluyla öğrenciye aktarılır. Öğrenci doğaya, insanlara, olaylara ve hatta matematik, fizik ve astronomi gibi fen bilgilerine, beşeri bilimlerden aldığı ölçülerle bakar. Bir eğitim modelinde hedef olarak belirlenen ideal birey, bu bilgilerin veriliş metoduyla ilgilidir. Eğitimi alan öğrenci, verilen bilgilerin aktarılış şekline göre ya katı, bağnaz ve bağımlı olur veya esnek, yeni ve farklı bilgileri kabule yatkın, bağımsız bir kişilik olarak yetişir.

        Eğitimde her şeyden önce öğrencinin bilincine ve muhakeme gücüne güvenilmelidir. Öğrencinin, hocasının aklıyla düşünmesini engellemek gerekir. Sosyal bilimlerde yüzde yüz doğrular olmadığı için, öğrenciye verilen bilgilerde öğrencinin şüphe edip bu bilgiyi sorgulaması doğaldır. Buna müsaade etmek gerekir. Bilgi alışverişinde şüpheye işlerlik kazandırılması, bilginin doğmaya dönüşmemesi için kaçınılmaz bir husustur. Aksi halde bu bilgiler, mutlak bilgiler olarak algılanır.

    Bu durum, ileride, bu alandaki yeni bilgilere kapalı kalacağı gibi, kendisi gibi düşünmeyenleri yanlış yolda görür. Böyle düşünen bireylerden oluşan bir toplumda, kanaate ve bilince dayanan bir uzlaşma yerine, ancak kanuna dayalı zoraki bir birliktelik söz konusu olabilir.


        Çağdaş eğitim konusunda kültürlerin birbirine bu kadar yaklaştığı bir çağda, ulusal değer ve yerel hasletlerden küresel değerlere geçiş zorunluluğudur. Başka kültürlerdeki insanlarla kaynaşıp kardeşçe birlikte yaşamak için, ulusal değerleri üstün tutup yabancı medeniyetleri hor gören bir eğitimi artık bırakmak lazımdır.

    Tarihte geçmiş olan savaş ve anlaşmazlıkları canlı tutarak, milletler arasında kin ve nefreti beslemek, ideal bir insanı yetiştirme amacına ters düşmektir. Bu konuda yapılması gereken şey, tarih kitaplarının, insanları ve barışı seven, temiz ruhlu tarihçiler tarafından, yeniden yazılmasıdır. Bu da Zihinleri berrak ve temiz olan siz gençler tarafından olacaktır.